Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin arabuluculuğunda Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ve geçiş döneminde ülkenin siyasi bütünlüğünü sağlamayı amaçlayan 10 Mart Mutabakatı, sürecin yıl sonuna kadar tamamlanmasını öngörmektedir. ABD destekli SDG, Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda ülke topraklarının yaklaşık %30’unu kontrol etmekte ve önemli petrol sahalarını elinde bulundurmaktadır. Bu nedenle SDG’nin askeri ve siyasi yapısının devlet kurumlarına entegre edilmesi, yıllarca farklı terör örgütlerine ev sahipliği yapmış Suriye’nin yeniden istikrar kazanması için kritik bir adım olarak görülmüştür.
Ancak mutabakat, taraflar arasındaki gerilimin sahada zaman zaman tırmanması nedeniyle beklenen ilerlemeyi kaydedememiştir. En tartışmalı başlıklardan biri, başkent Şam’ın ülke genelindeki yetki ve etki alanının ne ölçüde korunacağıdır. Yıl boyu süren müzakerelerde ortak bir zemine ulaşılamaması, ABD’nin baskıyı artırmasına ve Suriye’nin gelecekteki yönetim modeline ilişkin alternatif senaryolar geliştirilmesine yol açmıştır.
Bu senaryolardan biri, Suriye’de Irak modelinin uygulanmasıdır. Irak ve Suriye, uzun yıllar boyunca Baas rejimleri altında yönetilmiş, her iki ülke de iç savaşlar ve dış müdahaleler nedeniyle ağır tahribat yaşamıştır. Irak, 2003 işgalinin ardından 2005 Anayasası ile siyasi sistemini yeniden yapılandırmaya çalışırken, Suriye’de 8 Aralık 2024’te Esad rejiminin devrilmesi yeni bir siyasi döneme geçiş beklentisini doğurmuştur. Etnik, dini ve mezhepsel çeşitliliğin yanı sıra uluslararası aktörlerin azınlıklar üzerindeki politikaları, iki ülkede de siyasi birlik arayışını daha karmaşık hale getirmektedir.
Irak Modeli Nedir?
“Irak Modeli” ifadesi, esas olarak 2005 Irak Anayasası ile kurulan federal yapıyı ifade eder. Anayasa, federalizmi yönetim sistemi olarak benimsemiş ve yerel yönetimlere geniş yetkiler tanımıştır. Azınlık hakları ve yerel yönetimler bağlamında öne çıkan maddeler aşağıdadır:
Madde 2(2)
“Anayasa, Irak halkının çoğunluğunun İslami kimliğini garanti altına alır ve Hristiyanlar, Yezidiler ve Sabiiler gibi tüm bireylerin dini inanç ve ibadet özgürlüğü haklarını tam olarak güvence altına alır.”
Madde 4(1)
“Arapça ve Kürtçe, Irak’ın iki resmi dilidir. Iraklıların çocuklarını Türkmence, Süryanice ve Ermenice gibi ana dillerinde eğitme hakkı, eğitim kurallarına uygun olarak devlet eğitim kurumlarında veya özel eğitim kurumlarında başka herhangi bir dilde garanti altına alınacaktır.”
Madde 116
Irak Cumhuriyeti’ndeki federal sistem, merkezi olmayan bir başkent, bölgeler, vilayetler ve yerel yönetimlerden oluşur.
Madde 117(1)
Anayasa, Kürdistan bölgesini ve mevcut otoritelerini federal bir bölge olarak tanıyacaktır.
Madde 121(1)
Yerel güçler, federal hükümetin münhasır yetkilerinde belirtilenler hariç olmak üzere, bu Anayasa uyarınca yürütme, yasama ve yargı yetkilerini kullanma hakkına sahip olacaktır
(5)
Bölgesel hükümet, bölgenin tüm idari gerekliliklerinden, özellikle de polis, güvenlik güçleri ve bölge muhafızları gibi bölgenin iç güvenlik güçlerinin kurulması ve örgütlenmesinden sorumlu olacaktır.
Madde 122(2)
Bir bölgeye dahil olmayan vilayetlere, işlerini idare edebilmelerini sağlamak için geniş idari ve mali yetkiler verilir. Bu yetkilerin kullanımı, adem-i merkeziyetçi yönetim ilkesine uygun şekilde sağlanır ve kanunla düzenlenir.
(5)
Vilayet Konseyi hiçbir bakanlığın veya bir bakanlığa bağlı olmayan herhangi bir kurumun denetimine ya da gözetimine tabi değildir. Vilayet Konseyi bağımsız bir mali yapıya sahiptir.
Bu hükümler, özellikle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) kendi iç güvenlik güçlerini oluşturmasını ve yerel yönetimlere geniş özerklik verilmesini sağlamıştır. Ayrıca Irak parlamentosunda zorunlu azınlık kotaları uygulanmaktadır.
Bu yaklaşımın ilk küçük ölçekli denemesi, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde görülmüştür. Suriye hükümeti ile SDG arasında 1 Nisan’da imzalanan anlaşma kapsamında bu mahallelerde yerel güvenlik, SDG’ye bağlı Asayiş güçlerine devredilmiş; SDG unsurları ise Halep merkezinden çekilerek kuzeydoğuya kaydırılmıştır. Ancak bu uygulama beklenen istikrarı sağlamamış, aksine taraflar arasında gerilim artmış ve daha geniş çaplı çatışmalar zemin kazanmıştır. Öyle ki, Şeyh Maksud ve çevresindeki çatışmalar taraflar arasında çözülemeyince ABD doğrudan müdahalede bulunmuş ve tarafların ateşkes anlaşması imzalamasını sağlamıştır. Şu an sakinleşmiş gibi gözüken atmosfer, taraflar arası güven eksikliğinin her geçen gün daha da derinleşmesiyle bozulmayacağını garanti edemez. Şeyh Maksud ve Eşrefiye’de kusurları bulunan bu modelin Rakka gibi büyük şehir merkezlerinde uygulanabileceği şüphelidir.
Yerel polis ve yönetim modelinin daha kırılgan hali, Süveyda adına Suriye, Ürdün ve ABD tarafından varılan anlaşma kapsamında da denenmektedir. Anlaşma, Süveyda yerlileri Dürziler ile Şam’ın koordine içerisinde bir yerel konsey oluşturmayı amaçlamıştır. Ancak Şam ile süregelen anlaşmazlık ve iletişimsizlik, Süveyda’da temel ihtiyaç ve gıda dahil ekonomik durumu kötü yönde etkilemeye devam etmektedir ve askeri anlamda bölge sakinliğe ulaşamamıştır.
Yine de süreç boyunca pozitif hiçbir şeyin yaşanmadığını söylemek yanlış olur; yıllarca kan gölüne dönen Suriye’de silahlara değil müzakereye başvurma isteği ile değerli bir eşik atlatılmıştır.
ABD’nin Siyasi Birlik Motivasyonu Nedir?
Trump yönetiminin Suriye politikası, Suriye özelinde değil, bütün Orta Doğu’da yapısal değişimi haberdar eden yeni dönemin ayak sesleridir. ABD’nin Suriye’de siyasi birlik sağlama isteği, kendi çıkarları doğrultusunda Suriye’de açtığı cephelerde kazanma hedefiyle paralel ilerlemektedir. Özellikle 7 Ekim 2023’te Gazze’de başlayan savaş, Orta Doğu’da tüm aktörlerin pozisyonlarını kaybedip kaybetmeyeceği telaşını körüklemiştir. Bu kapsamdaki aceleci davranış, geçici barışı sağlamada ABD’yi Suriye’de Irak modelini kullanmaya yönlendirebilir. ABD’nin Suriye sahasındaki askerî isteklerine ulaşımı iki müttefikinin birbiriyle savaşması durumunda daha zor bir hal alır. İstekler şunlardır:
- İran’a Karşı Savaş: Uzun yıllar boyunca Suriye’de Esad’ı koruyan İran’a bağlı milislerin 8 Aralık’ta rejimin düşmesiyle birlikte ülkeden çıkması ABD adına bir kazanç olmuştur ancak ABD, İran’a bağlı milis güçlerinin üzerine daha çok gitmekte kararlı gözükmektedir. Irak Savunma Bakanı Abbasi, ABD Savunma Bakanı Pete Heghseth ile yaptığı telefon görüşmesinde bölgede İran destekli Irak milis güçlerine özellikle Suriye içerisinde operasyonlar düzenlendiğini söylemiştir. Irak’ta görev süresi dolan ABD askerlerinin Suriye’ye çekilmesi, milislere karşı alınacak aksiyonun belirtilerinden olabilir.
Ayrıca ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye hükümetinin ABD’ye Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları Ordusu’na karşı mücadelede yardımda bulunduğunu açıklamıştır. Nitekim hükümete bağlı İçişleri Bakanlığı, kontrol ettiği bölgeler genelinde Hizbullah’a yapıldığı düşünülen silah sevkiyatlarını birçok kez durdurmayı başarmıştır.
- IŞİD’e Karşı Savaş: Suriye, Trump–Şara görüşmesi sonrası IŞİD’e karşı Küresel Koalisyon’a katılan 90. ülke olmuştur. Uzun süre Koalisyon’un Suriye partneri SDG iken artık her iki tarafın da IŞİD’e karşı mücadele etmesi beklenmektedir. Benzeri bir durum Irak’ta görülebilir; zira ABD’nin savunma bütçesinden hem Peşmerge hem Irak kuvvetleri yararlanmaktadır.
Yıllarca Koalisyon ve ABD tarafından ekipman desteği alan SDG ayrıca entegrasyon süreci sonrası kendi anti-terör birliklerinin Suriye genelinde operasyon yapmak üzere Savunma Bakanlığının bir parçası olmasını istediğini duyurmuştur.
Suriye’nin Komşularının Sürece Etkisi
Sürece en önemli müdahaleler Suriye’nin komşuları tarafından yapılmaktadır. Özellikle Türkiye ve İsrail’in Suriye’de çıkarları ve istekleri doğrultusunda hareket etmesi, ülkenin siyasi yapısını ve dolayısıyla yönetim modelinin nasıl olacağı sorusunu derinden etkilemektedir.
SDG’nin ana bileşeni olan YPG, uzun yıllar boyunca Türkiye’de faaliyet gösteren ve ABD tarafından da terör örgütü olarak tanınan PKK ile doğrudan bağlantılara sahiptir. Bu nedenle Türkiye, kuzey sınırında bulunan SDG’yi tehdit olarak görmekte, örgütün kendini feshedip Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini zaruri saymakta ve gerekli gördüğü müdahaleleri yapmaktan çekinmemektedir. Ayrıca Türkiye’de başlatılan ve PKK’nın kendini feshetmesini ve terörsüz bir Türkiye’yi amaçlayan barış süreci boyunca Türk yetkililer, PKK’nın Suriye kolunun da feshedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Devam eden müzakereler boyunca Türkiye’nin federal veya ademimerkeziyet tarzında bir yönetimi kabul etmeme olasılığı yüksektir.
Öte yandan İsrail, güney komşusu Suriye’nin istikrarsız bir yapıya sahip olmasını kendi lehine görmüş ve bunu sağlamak adına doğrudan müdahalelerde bulunmuştur. Ayrıca kendisini Suriye’deki Dürzilerin hamisi olarak gören İsrail, Suriye’nin güneyinin İsrail lehine silahsızlandırılmasını istemektedir. Bu durum Türkiye’nin tam tersine, İsrail Şam’ın etki alanının bütün Suriye’ye yayılmasını istememektedir.
Sonuç
Tüm yaşananlar ışığında Suriye’de Irak modeli, tüm tarafları memnun edemeyeceği için uzun soluklu bir çözüm sağlamaya uzak olabilir. Keza Irak “modeli”nin Irak’ta dahi kusursuz çalıştığı söylenemez. Hem IKBY hem Bağdat parlamento kurma ve vatandaşları oy pusulasına çağırma konularında defalarca sınıfta kalmıştır. Ayrıca ülke hala birçok milis gücüne ev sahipliği yapmaktadır. ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda aceleci bir çözüm olarak Irak modelini sunması, ABD’nin bölgeden askerî ve siyasi olarak ayrılacağı veya uzun vadeli “pivot-to-Asia” politikası kapsamında varlığını azaltacağı senaryoda daha büyük felaketlere yol açabilir.





